Riva del Garda

İtalya'nın Gizemli ve Mistik Kasabası..

 

Geçen sene ikimizde ilk kez yeni yılı yurt dışında karşılayalım diye bir karar verdik ve kolları sıvadık. Rotamızın ilk durağı ve gördüğüm en büyüleyici yerlerden biri olan, sisli, puslu, gizemli, bir o kadar da romantik atmosfere sahip, dağların ortasında inci tanesi gibi duran Riva del Garda gölü idi. 
Garda gölü İtalya’nın kuzeyinde Venedik ile Milano’nun ortasında ve aynı zamanda da Alplerin eteklerinde yer alıyor, bizim gibi Alplere aşık iki insan için sadece bu sebepten dolayı bile defalarca gidebileceğimiz bir yer burası. Yüzölçümü  370 km2, derinliği ise yaklaşık olarak 343 m olan Garda gölü, İtalya’da bulunan en büyük göl olma özelliğini taşıyor.

Göle, Verona, Milano, Venedik ve Brescia şehirlerinden belediye otobüsleri veya özel aracınızla kolaylıkla ulaşmanız mümkün. Ayrıca Venedik ve Milano’dan yarım saatte bir kalkan trenlerle de günümüzün zengin sosyetiklerinin yaşadığı Sirmione kasabasına geçebilirsiniz ama maalesef buraya direk ulaşım sağlanamadığı için, trenle Peschiere del Garda’ya ya da Desenzano’ya gidip oradan feribot ya da otobüsle aktarma yapmanız gerekiyor. Biz Venedik havalimanından kiraladığımız araba ile yola koyulduğumuzdan, Sirmione bizim rotamıza göre çok güneyde kalıyordu ve zamanımız da oldukça kısıtlıydı bu yüzden Dolomitilere sırtımızı dayayıp, önce Trento’ya ardından da Riva Del Garda’ya vardık. Konaklamamızı da gölün tam kıyısında bulunan Hotel Sole Relax & Panorama’ da yaptık. Çok uygun fiyatlı bir otel olduğunu söyleyemem ama oldukça temiz ve konumu itibariyle muhteşem bir manzaraya sahipti, bu sebepten de  fiyatına çok takılmadık diyebilirim. Kasaba merkezlerine genellikle araba ile girmek yasak bu yüzden biz arabamızı bulduğumuz bir sokak arasına park ettik, otele biraz yürüdük, fakat bizim kadar şanslı olmayanlar için hemen girişte güzel, açık ama ücretli bir otopark da var.

Garda gölü ve etrafı yılın neredeyse her mevsimi oldukça rüzgâr almasından dolayı, sörfçü ve yelkenci turistlerin oldukça ilgisini çekiyor. Gölün etrafını bisikletle gezip enfes dondurmaları yemekte yapılabilecek aktiviteler sırasında yerini alabilir. Yine yaz mevsiminde gidecek olanlar için bazı koylarda keyifle yüzülebilecek plajlar bulunmakta ama suya girmek isteyenler için kesinlikle deniz ayakkabısı gerekebilir, zira gölün içinde büyük çakıl taşları mevcut.

Biz kışın gittiğimiz için bütün bu yaz aktiviteleri kısmını es geçip muhteşem yemekler yedik ki, bu konuda ismini vermeden geçemeyeceğim, "Ristorante Pizzeria Rivamia" da lezzetinden gözlerimizin döndüğü, deniz mahsüllü makarna, hiç tartışmasız şimdiye kadar yediklerimiz  içerisinde en iyisiydi, şarap ve kahve içerek sakin ama ışıl ışıl süslü Garda sokaklarını gezdik.

Gölün etrafında bulunan yirmiye yakın kasabadan biri olan Limone Sul Garda da yaşayan insanların adamları bu kasabada yaşayan insanların uzun yıllardır hiç kalp krizi geçirmediğini tespit etmişler ve bunun nedenlerini araştırmaya başlamışlar. 200 yıl öncesine dayanan bu gerçek, kasabanın atalarından olan, 1780 Garda doğumlu Giovanni Pomaroli’den başlayan bir mutasyon sonucu, hayatını burada geçiren insanların bünyesi bir protein salgılıyormuş ve bu protein sayesinde de kalp damarları sürekli temizleniyormuş, Sezar’ın bile bir zamanlar bu sebepten dolayı burada yaşadığı rivayet ediliyor.
Alp dağlarından eriyip gelen kar sularının da göle karışmasıyla birlikte mineraller bakımından da oldukça zengin ve şifalı bir suyu vardır Garda’nın. Öyle ki Roma mitolojisinde buğdayı ve anne sevgisini simgeleyen Ceres’in bile güzelleşmek için bu gölde yıkandığı dilden dile efsane olmuş hikâyelerdendir.

  • Instagram Sosyal Simge
  • YouTube Sosyal Simge

©2018 by Bizim yolumuz. Proudly created with Wix.com